Perşembe, 08 Ocak 2009
 
Bir suikastın anatomisi PDF Yazdır ePosta

Bir suikastın anatomisi

Görünürde günümüzdeki terör olayları üzerine nerdeyse belgesel havasında çekilmiş bir siyasal sinema örneği. Ama asıl amacı, son derece hızlı bir tempoyla anlatılmış bir aksiyon filmi kotarmak ve seyirciyi 90 dakika boyunca perdeye bağlamak. Hemen söyleyelim: Bunu da çok iyi başarıyor. Düşsel ABD başkanı Ashton'ın dünya barışı için İspanya'nın Salamanca kentinde, ülkenin başkanı ile bir araya gelmesini ve tam bu sırada bir suikasta uğramasını anlatıyor film... Son derece görkemli bir tarihsel kent dekorunda, çok büyük bir kalabalığın ortasında, hep omuz kameralarıyla çekilmiş kıpır kıpır bir film var karşımızda. Öylesine hareketli ki ve sizi öylesine olayların içine çekiyor ki, gerçek bir belgesel izlediğinizi düşünebilirsiniz. Ama asıl önemli yapısal özellik, filmde 25 dakika içinde yaşanan suikastın tam sekiz ayrı bakış açısından verilmesi. Olaya karışan çeşiti kişiler (başkan, bir TV canlı yayın ekibi, başkanın baş koruması, bir İspanyol polisi, suikastı hazırlayan örgüt mensupları, vs), her biri başka açılardan olaya bakıyorlar. Her birinin yaşadıkları art arda izlettiriliyor. Ve sonunda hikâye çözüme doğru yol alıyor. Bu yöntem öylesine iyi kullanılmış ki, tekrar duygusu vermiyor. Tersine, olup biteni daha iyi kavrıyor ve sanki gerçek bir suikastın yapısına dahil oluyorsunuz: Başkan açısından, güvenlik örgütü açısından, TV habercileri açısından. Ve de olayın tam göbeğinde bulunan sıradan bir Amerikan vatandaşı açısından... Böylece karşımıza kesinlikle nefes nefese izlenen bir film geliyor. Elbette filmde 'altmetinler' aramak ve yine ABD'yi yücelttiğini, başkanı bir kahraman olarak gösterdiğini, mutlu sonda onun kurtulup 'kötülerin' cezalandırıldığını ileri sürmek mümkün: Son dönemin tüm siyasal soslu Hollywood filmlerindeki gibi... Ama bunlara pek aldırmayıp, bu ilgi çekici aksiyonu görmek bence daha akıllıca.

BAKIŞ AÇISI * * *
(Vantage Point)/ Yönetmen: Pete Travis, Senaryo: Barry Levy, Görüntü: Amir M. Mokri, Müzik: Jean-Michel Bernard, Oyuncular: Dennis Quaid, Matthew Fox, William Hurt, Forest Whitaker, Eduardo Noriega, Bruce McGill, Edgar Ramirez, Sigourney Weaver, Said Taghmaoui, Zoe Saldana/ Columbia Pictures filmi.

 

Bir kadın uğruna girişilen düello
Yeniden çevrim furyasına, bu ünlü Anthony Shaffer oyunu da katılıyor. 1972 yılında büyük Amerikan ustası Joseph L. Mankiewicz'in çektiği hikâye, bu kez yine usta bir yazarın, Harold Pinter'in katkısıyla yeniden sinemalaşmış. Mankiewicz'in filmi tam bir başyapıt, sinematiyatro ilişkilerinde bir zirveydi. Bu yeni çevrim ise aynı yüksekliklere erişmese de, yine ilgiyle izlenebiliyor. İki erkek arasındaki kıyasıya bir çatışmanın öyküsü bu... Boş zamanlarında tiyatroyu deneyen İtalyan kökenli kuaför Milo Tindle, kendisini evine davet eden ünlü polisiye yazarı Andrew Wyke'ı ziyarete gelir. Ve iki erkek, tek ortak noktaları olan Wyke'ın karısı Maggie'yi tartışmaya başlarlar. Çünkü Maggie kocasını terk etmiştir ve yeni sevgilisi olan Milo'yla birlikte yaşamaktadır. Tipik İngiliz centilmenliğinin ardında, bir kadın çevresinde ölümcül bir düello başlar. Ve iki adam, bu çatışmada tüm kozlarını kullanırlar. Bu kapalı mekan gerilimi, Kenneth Branagh tarafından hayli kısaltılarak (ilk filmin 135 dakikalık uzunluğu 85 dakikaya indirilmiş), modern ve stilize bir yaklaşımla ele alınmış. Evin alabildiğine modern ve minimalist dekorasyonundan konuşmalardaki çağdaş argoya, görüntülerden müziğe her şey postmodern duruyor. Asıl filmdeki traji-komik atmosfer biraz hafiflemiş. Buna karşılık, özellikle finale doğru, oyunda belli belirsiz varolup ilk filmde bastırılan bir öge meydana çıkıyor: İki erkeğin arasındaki eşcinsel çekicilik. Bu da farklı ve cesur bir yeni öge olarak gelip filme katılıyor. İlk filmdeki Laurence Olivier- Michael Caine ikilisi yenilenirken, Caine bu kez yaşlı yazar rolüne terfi ediyor. Genç adamı ise Jude Law ustalıkla canlandırıyor. Ve iki oyuncu da ilk filmi aratmayan bir oyunculuk gösterisi sergiliyorlar.

ÖLÜMCÜL OYUN * * *
(Sleuth)/ Yönetmen: Kenneth Branagh, Senaryo: Harold Pinter, Görüntü: Haros Zambarloukos, Müzik: Patrick Doyle, Oyuncular: Michael Caine, Jude Law/ Castle Rock yapımı.

 

Doğa ve hayvan sevgisine adanmış film

Luc Jacquet yine bir mucize yaratıyor. Artık efsane katına yükselen İmparatorun Yürüyüşü'nde bizlere, penguen denen kuşların tüm yaşamını hikâye etmeyi başardıktan sonra, şimdi daha yakın ve gündelik bir çevreye giriyor ve adına tilki dediğimiz, ama hiç tanıyıp bilmediğimiz o sevimli, ancak vahşi hayvanların dünyasına dalıyor. Mucize sözcüğüyle abarttığımı sanmayın. Fransız yönetmenin başarısı, öncelikle tilkiyi insana yaklaştırmak, öylesine ehli olmayan bir hayvanla bir insanı (10 yaşındaki küçük bir kız çocuğunu) dost yapabilmek. Mucizenin ikinci yanı da bunu filme alabilmek... Elbette, özellikle finaldeki jeneriklerde belirdiği gibi, bu ikinci mucizenin küçük sırları da yok değil: O tilkinin, aslında birkaç tilki çekimlerinden oluşması gibi... Ama bunun pek önemi olduğunu sanmıyorum. Demek ki, küçük kız hiç görmediğimiz anababasıyla kırda tatilini geçirirken bir tilki yuvası ve sonra da sivri burnu, fıldır fıldır gözleri ve haşmetli kuyruğuyla çok sevimli bir yaratık olan tilkiyi keşfediyor. Ama tüm inadına karşın, ona yaklaşması kolay olmuyor: O ne de olsa, çok benzese de bir köpek değil! Ama küçük kızın sabrı zamanla hayvanın içgüdülerini yeniyor ve dostluk başlıyor. Küçük kız için ne mutluluk! Ama bunun hayvan için de aynı mutluluğa yol açacağını düşünmek erken olabilir... Film, tüm bu tarz belgeseller gibi büyük bir sabra, engin bir tutkuya ve de teknoloji kullanımına dayalı. O çok hassas ve hayvanların burnunun dibine yaklaşabilen kameraları kastediyorum. Ama galiba, doğa sevgisiyle çarpan bir yürek, öncelikle gereken şey. Bu açıdan, tüm okurlarıma öğütlüyorum, hatta onlardan rica ediyorum: Çocuklarınızı mutlaka bu güzel filme götürün veya yollayın. Çünkü hayvan ve doğa sevgisi ülkemizde ne yazık ki yeterince yaygın değil. Oysa çağımızda bu gitgide önem kazanıyor. Küçük kızın bir yerde dediği gibi: "İnsanlarla hayvanlar arasında bitmeyen bir savaş var." Ve bu savaşı bitirip barış ilan etmek, galiba tüm öteki savaşları bitirmekten daha önemsiz değil, hatta belki daha da önemli. Son dönemde bu tür filmlerin özellikle Fransızlardan gelmesine de dikkatinizi çekerim. Ayı ile Jean-Jacques Annaud, Kanatlı Uygarlık'la Jacques Perrin, Çayırın Sakinleri ile Claude Nuridsany ve Marie Perennou işi başlattılar, ardından gelen Luc Jacquet'yle birlikte bu türe onurunu yeniden kazandırdılar. Bravo!

ARKADAŞIM TİLKİ * * * *
(Le renard et l'enfant)/ Yönetmen: Luc Jacquet, Görüntü: Eric Dumage, GSimon, Müzik: Evgueni Galperine, Alice Lewis, David Reyes, Oynayanlar: Bertille Noel- Bruneau, İsabelle CarrFransız filmi

 

Tecavüz ve onun mistik cezalandırıcısı

Bugün 45 yaşında olan popüler Alman oyuncu Til Schweiger'in, yanına dostu bir yazar-yönetmeni de alarak kotardığı bir tür çağdaş melodram. Öylesine zırva ve çocukça yanları var ki, bunca insan bu hikayeye nasıl inanmış ve bu işe sıvanmış, anlamak kolay değil. İnanılmaz bir sahneyle başlıyor film: Bir piknikteki dört genç, birden yanlarındakı kızın üzerine atlayıp ona tecavüze başlıyorlar. Sonra birden üniformalı bir zenci beliriyor ve elindeki makinalıyla dört genci de temizliyor. Yıllar yıllar sonra, bu kez zengin bir reklamcıyla ailesini tanıyoruz. Şirketin genç ve gözükara bir çalışanı, önemli bir iş toplantısını bir ayaküstü seks seansı yüzünden nerdeyse kaçırıyor, ama becerisiyle bu vartayı atlatıyor. Ardından onun patronun kızıyla evlenmek üzere olduğunu, ancak müstakbel kayınbiraderiyle arasında büyük bir çekişmenin olduğunu anlıyoruz. Bu arada, kahramanımız onulmaz zamparanın nasılsa yatmadığı ve sadece arkadaşlık ettiği bir şirket çalışanı, patronun oğlunun tecavüzüne uğruyor. Gelişen olaylar, genç reklamcıyı vicdanıyla cüzdanı arasında bırakıyor. Bir zamanların foto-roman denen resimli öykülerini veya ucuz aşk romanlarını akla getiren öykü, daha da büyük bir yeteneksizlikle sinemalaştırılmış. New York'ta geçen (ama Toronto'da çekilmiş!) filmdeki Avrupalı oyuncuların Amerikan aksanıyla İngilizce konuşma çabaları göz yaşartıcı! Birbirinden kötü oyunculuklar, gereksiz seks ve şiddet sahneleri ve bitmeyen tecavüzler... Ayrıca da hiç susmayan bir müzik. Tüm bunlar, filmi sinema sanatının derin uçurumlarına atıp orada bırakıyor. Ancak öykünün kimi kıvrımları ve o mistik, tanrısal ceza motifi kimileri için oyalayıcı olabilir, ona sözüm yok.

İKİLİ OYUN *
(One Way)/ Yönetim ve senaryo: Reto Salimbeni, Görüntü: Paul Sarossy, Mark Willis, Müzik: Stefan Hansen, Dick Reichardt, Oyuncular: Til Schweiger, Lauren Lee Smith, Sebastian Roberts, Stefanie von Pfetten, Art Hindle, Sonja Smits, Michael Clarke Duncan, Eric Roberts/ Alman filmi.



Sinefiller için...
* Arkadaşım Tilki'nin kahramanı olan tilki, gerçekten de filmdeki gibi kolay terbiye edilmeyen bir hayvan. 27 farklı türü bulunan tilkilerin en yaygını Latince vulpes vulpes olarak adlandırılan kızıl tilki. Tilkiler iki ile üç yıl arası bir ömre sahip. Ancak bazı tilkiler özel koşullar altında 10 yıla kadar yaşayabiliyor. Tilkilerin kişilik özelliklerine gelince... Yalnızlığı seven, avcı yaradılışlı tilkilerin fırsatçı olduğu da biliniyor. Ve elbette bütün masallardaki gibi oldukça da sinsiler.

* Tilkiler insanlardan pek de hoşlanmayan canlılar. Buna rağmen Rusya'da yaklaşık yarım yüzyıl süren bir programdan sonra gümüş tilki isimli tilki türü, evlerde beslediğimiz kedi ve köpekler gibi sahiplerinin isteklerine boyun eğen bir kişiliğe bürünmüş. Bu süreç sonucunda evcilleşen tilkilerin kuyrukları da kıvırcık bir biçim almış.

* Oldukça uzun bir geçmişe sahip tilki tarihinin ilk örneklerinden biri, Doğu Anadolu'daki Göbekli Tepe'de, eski yerleşim birimlerinde bulunan tilki resimleri.

* Bu arada tilki gibi kurnaz bir program olduğundan olsa gerek, kullanımı gittikçe artan internet tarayıcısı Mozilla Firefox da ismini ve logosunu bu benzersiz hayvandan alıyor.

* Ölümcül Oyun'un oyuncu kadrosunda, dikkatinizi çekmiştir, yalnızca üç isim yer alıyor. Michael Caine ve Jude Law'u zaten tanıyoruz. Peki Harold Pinter da kim? Kendisi Doris Lessing ve Orhan Pamuk'tan önce, 2005 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Londra doğumlu bir tiyatro yazarı. Babası terzi olan Pinter 10 Ekim 1930'da Londra'nın Hackney mahallesinde doğdu. Nobel ödülünü kazandıktan sonra Pinter bir İngiliz gazetesine (The Guardian) şöyle yazmıştı: "Bunun başıma geleceğini hiç düşünmemiştim. İşin aslı şu ki, sabahleyin Guardian'ı açıp 'Orhan Pamuk Nobel'i kazanmış mı?' diye sayfaları tembelce çevirdim. O çok önemli bir yazar; ödülü kazanmış mı diye sayfaları dikkatle inceledim, ödülü kimin kazandığının henüz açıklanmadığını fark etmemişim. Ödül hangi kritere göre veriliyor bilmiyorum ve Stockholm'e gittiğimde bunu öğrenmeye niyetliyim." Bir yıl sonra, yani 2006'da da, herkesin bildiği gibi Nobel Edebiyat Ödülü'nü bu sefer Orhan Pamuk almıştı.

* Pinter'ın ödül konuşmasından bir bölüm: "ABD günümüzde kartlarını gayet dürüst biçimde masaya koyuyor. Durum budur. Resmi olarak politikalarını 'tam spektrumlu egemenlik' olarak tanımlıyorlar. Bu benim değil, onların lafı. Toprağı, denizi, havayı, uzayı ve buralardaki tüm kaynakları egemenliklerine almak istiyorlar. ABD şu anda dünyanın 132 farklı ülkesinde 702 askeri üsse sahip, elbette İsveç bu ülkelerden biri olmama gururunu yaşıyor."

* Bakış Açısı'nın yönetmeninin isminin Pete Travis olması, bazı kişilerin kafasını karıştırıp onlara şu soruyu sordurtabilir: Pete Travis film eleştirmeni değil miydi? Hayır, Rolling Stone dergisinin yıllardır film eleştirilerini yazan (derginin Türkçe versiyonunda da bu yazılar çıkıyor) Peter Travers ile ilk sinema filmini çeken Pete Travis farklı kişiler.

* Travers'ın Bakış Açısı'na dört üzerinden bir buçuk yıldız verdiği eleştiri yazısının başlangıcı şöyle: "Tam bir abartılar ve zırvalıklar gösterisine dönüşmeden önce, yarım saat boyunca film bizi heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Daha önce Pete Travis'in ismini hiç duymamıştım (gerçi tanıdık bir ad ya, neyse) ama kabul edeyim ki adam aksiyon pedalına nasıl basılıyor iyi biliyor. Herif pedalı tam anlamıyla köklüyor."



Haftanın yıldız tablosu
TANRININ VADİSİNDE * * * *
KALPAZANLAR * * * *
JUNO * * *
ANESTEZİ * * *
SPİDERWİCK GÜNCELERİ * * *
CENGİZ HAN * * *
M.Ö. 10.000 * *

 

User21