Martha ve Ray'den mürekkep Yalnız Kalpler çetesi 40'lı yılların 'arkadaş arıyorum' ilanlarını kullanarak işledikleri cinayetlerle dehşet saçmıştı.
Ray, Yalnız Kalpler adı altında arkadaş ve eş bulmak isteyenleri birleştiren bir gazete hizmetinden faydalanarak çoğu dul olan ve kendisine eş arayan kısmen paralı kadınları tavlıyor, onları dolandırıyor, Martha ise süreci yönlendiriyordu. Psikopat kişilik özelliği ve Ray'a duyduğu takıntılı aşk neticesinde bu yönlendirme, Ray'in dolandırdığı kadınları öldürmek suretiyle husule geliyordu.
Filme eşlik eden dedektif Elmer Robinson'un hikâyesi de, en az bu seri dolandırıcı/katillerin hikâyesi kadar çarpıcı. Elmer, evlilik yıldönümünde mutantan bir pasta hazırlayan, sonra üst kata çıkıp etraf kirlenmesin diye boynunu banyo küvetine uzatarak kafasına bir el sıkan karısının intiharını çözememiş depresif polis dedektifi. Eşinin intiharından sonra üç yıl pasif görevlerde 'takılan' Elmer, Martha ve Ray vakası ile karşılaştıktan sonra hayatları kararan kadınlar ile kendi eşi arasında bağlantı kurarak olaya odaklanıyor. Gerçekte ortada somut bir bağlantı yok; fakat film Elmer'ın çıkmazını kullanarak kara filmlere özgü psikolojik dokuyu polisiye filmin olay örgüsünün fonunda tutarak merakımızı diri tutmaya çalışıyor. Cesetlerin izini sürmek, insanların sebepsiz ölümler meydana getirebilmedeki tutarlılığına dehşet içinde tanıklık etmek, Elmer'ın bir şeyi anlamasını sağlıyor; kendini ya da başkasını öldürmek arasındaki farkın belirsizliğini. Öldürmeyi hafife almak insanoğlunun kurduğu hayatları hayvanların basit yaşamına yaklaştırmıyor, aksine büyük bir iddia ile yeryüzüne gelmiş, şehirler kurmuş, tüllü şapkalar yapmış, dikişli çorapları kaydırmadan giyebilmiş, hukuk ve teknolojide bir hayli ilerleme kazanmış, kâr etmiş, kısacası fani hayatını hep en varsıl, en müreffeh noktaya doğru sürmüş insanı daha da karmaşık yapıyor. Masum bir insanın bisiklet kutusundan çıkan cesedini gördüğü an Seven/Yedi filminin Morgan Freeman'ından rol çalıyor Travolta. Tüm görmüş geçirmişliğine rağmen bu kadarı sahiden fazla karışık. Bunlara sebebiyet veren Martha ve Ray'in de aynı şeyden şikâyetleniyor olması ise bu karmaşıklığı göndere çekiyor. Martha ve Ray'in, doğradıkları kadının cesedini koydukları sandığın yanı başında gelecek planı yaptıkları sahne doğallığı itibarıyla son derece ürkütücü. Bebeğimiz olsun diyor, cani çift. 'Ama büyük kentte çocuk büyütülmez, kentler çok kafa karıştırıcı oldu'.
Jared Leto, Ray'i; Salma Hayek, Martha'yı canlandırıyor ve bunlar olurken John Travolta çok kötü oynuyor. Filmin tipik polisiye tarafına buruk bir gerçeklik eşlik ediyor: Travolta'nın canlandırdığı Elmer Robinson, gerçek hayatta yönetmen Todd Robinson'un büyükbabası. Dolayısıyla karşımızdaki hem dokümanter film, hem 'anısına saygı', hem polisiye, hem kara film alaşımı. Lakin, kara filmlere özgü stilize etme merakına kurban giden şey, filmi inandırıcı olmaktan çıkaran, dörtnala sıradanlığa koşturan şeyle aynı. O şey Ray Fernandez'e deliler gibi tutkun olan ve onu avucunun içine aldığı bir plastik anahtarlığa dönüştürmüş olan karizmatik femme fatale Martha Beck'in gerçek hayatta son derece 'kilolu' bir kadın oluşu. Bir Salma Hayek, bir afet-i devran olmaktan çoook ama çok uzak oluşu. (Söylentiye göre Ciguli'nin klibindeki çalgıcı karısı Binnaz neyse, Martha da o.) İnsanlık hakkında bildiğimizi sandığımız her şeyin gerçekte çok daha karmaşık olduğunu anlatacak olan bu önemli unsurun atlanabilmesi affedilir gibi değil. Zira salt dolandırmakla yetinmekten yana olan ama iplerini Martha'ya vermiş Ray'in Salma Hayekvari bozguncu bir güzellik tarafından cinayet işlemeye rıza gösterir hale gelmesi olsa olsa zaaf göstergesidir. (Ganimet iyiyse erkeğin yapmayacağı şey yoktur, yasası gereği.) Fakat aynı eli yüzü düzgün adamın klasik femme fatale tipinin yanından bile geçmeyen bir kadının karizmasına bu denli mahkum olması en az, öldürmeyi hafife almak kadar karmaşık.
Filmin meselenin gerçeğe bakan yanını zaafa uğratan bu seçim, hikâyeye de zarar veriyor doğal olarak. Martha'nın yalnız kalma korkusu ve Ray'e olan bağımlılığı anlaşılamaz oluyor Salma Hayek tarafından canlandırıldığı için. (O kadar güzelsen yalnızlıktan korkmana gerek yoktur, yasası gereği.) Dolayısıyla, bu sakıncalı tercih Ray'in ve Martha'nın patolojilerindeki karanlık noktaların ışıldamasını engelliyor, kara filmlerin olmazsa olmaz psikolojik örgüsünü yaralıyor. Ah güzelliğe endeksli şekilcilik, ezici üstünlüğünle mahvettiğin kaçıncı film bu diye söylenmek düşüyor bize de. Ana akım sinemanın hali pür melali. Elindeki tek şişman oyuncu Kathy Bates ya da Whoopi Goldberg olursa, onlar da Latin kökenli genç bir kadını canlandıracak durumda değillerse, olacağı bu.
|