Cuma, 21 Kasım 2008
 
İngiliz sinemasının büyük ustasından sağlam dokunmuş bir drama PDF Yazdır ePosta
Ali Murat Güven - Yeni Şafak tarafından yazıldı   
“Uzaktaki Köprü”, “Ağla Özgürlük”, “Gandhi” ve “Chaplin” gibi üstün yapımlarıyla sinema dünyasında oyunculuğuyla olduğu kadar yönetmenliğiyle de saygın bir konum elde eden Sir Richard Attenborough, 84 yaşında çektiği “Kayıp Yüzük”te, beyazperdede başarıyı yalnızca “hızlı kurgu” ve “baskın müzik” sananlara bir kez daha anlatım dersi veriyor.

KAYIP YÜZÜK
(Closing the Ring)

2007-İngiltere/Kanada/ABD Ortak Yapımı
Yönetmen: Richard Attenborough
Senaryo: Peter Woodward
Görüntü: Roger Pratt
Müzik: Jeff Danna
Kurgu: Lesley Walker
Süre: 118 Dakika
Oyuncular: Shirley MacLaine, Christopher Plummer, Pete Postlethwaite, Mischa Barton, Gregory Smith, Neve Campbell, Stephen Amell
İthalatçı Şirket: Tiglon Film
Dağıtıcı Şirket: Tiglon Film
İçerik uyarıları: İçeriğindeki savaş şiddeti ve kısa bir cinsellik nedeniyle, 18 yaşından küçük çocuklara ve bu tür sahnelere duyarlı olanlara tavsiye edilmemektedir.
* * * ½

İkinci Dünya Savaşı olanca şiddetiyle sürerken, 1 Haziran 1944 günü, içinde 10 genç ABD askerinin bulunduğu bir B-17 bombardıman uçağı Kuzey İrlanda semalarındaki uçuşu sırasında yoğun sis içerisinde kalır ve Belfast yakınlarındaki Cave Tepesi'ne çarpar. Kaza gerçekleşmeden hemen önce, uçakta bulunan bir asker, nişan yüzüğünü uzaklardaki sevgilisine ulaştırması için köylülerden birine emanet etmiştir. Yüzüğün yıllar sonra Amerikalı bir kadın tarafından bulunmasıyla birlikte, geçmişte kalan bazı büyük sırlar ve ömür boyu sürmüş tutkulu bir aşk da gün ışığına çıkacaktır.

Adına “yaz sezonu” denilen sömürü geleneğinin bir sonucu olarak, haftalardır Türkiye salonlarını pervasızca işgal ederek hayatımızdan çok değerli ikişer saatleri çalıp duran yığınla sinematografik çöplükten sonra, nihayet “yedinci sanat”ın hakkını veren bir yönetmen ve onun şânına yaraşır bir yapıt beyazperdeye yansımış bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt ömrü ve göz kamaştırıcı meslekî kariyeriyle Britanya sinemasının yaşayan efsanesi konumundaki Sir Richard Attenborough (29 Ağustos 1923, Cambridge-İngiltere), 80'li yaşlarının ortalarında 12'nci yönetmenlik gösterisi “Kayıp Yüzük”e imza atarak, bütün dünyaya “entelektüel üretkenliğin insanın biyolojik yaşıyla uzaktan yakından bir ilişkisi bulunmadığına dair” yepyeni bir kanıt daha sunmuş oldu.

YÖNETMENLİKTEKİ ŞÖHRETİ AKTÖRLÜĞÜNÜ GEÇTİ


Sir Richard Attenborough
İlginçtir ki Attenborough'nun bu destansı sinema kariyeri boyunca, kameranın ardına geçtiği yapıtlar çoğu kez kamera önündeki performanslarından daha fazla dikkat çekmiş ve onun dünyanın dört bir köşesindeki sinemaseverler arasında aktörlüğünden ziyade titiz bir yönetmen olarak tanınmasına yol açmıştır. Oysa, sanatçı 1942 yılından bu yana aralıksız olarak oyunculuk yapıyor ve rol aldığı filmlerin sayısı da 70'i geçmiş durumda. Üstelik, İngiliz sinemasının gelmiş geçmiş en başarılı aktörlerinden biri. Öte yandan, 1969 yılındaki ilk yönetmenlik denemesi “Ne Güzel Bir Savaş”tan günümüze kadar ise topu topu bir düzine uzun metrajlı filme imza atmışlığı söz konusu. Fakat, tıpkı sinema tarihinin bir başka simge ismi konumundaki Amerikalı meslektaşı Stanley Kubrick'in kariyerinde olduğu gibi, her birinin ön hazırlıkları yıllar almış ve kılı kırk yararak çekilmiş filmler bunlar. Sözgelimi, bir daha kolay kolay bir araya getirilemeyecek türden bir yıldızlar topluluğuyla çalıştığı dev bütçeli İkinci Dünya Savaşı draması “Uzaktaki Köprü” (1977), çağdaş Hindistan'ın kurucusu Mahatma Gandhi'nin hayatını -bana her zaman “Çağrı”yı hatırlatan yüksek düzeyli bir sinematografik gösteri eşliğinde- beyazperdeye aktardığı “Gandhi” (1982) ve o ünlü paspal giysileriyle günümüzde artık sinema sanatının ikonlarından birine dönüşmüş bulunan benzersiz komedi ustası Charles Spencer Chaplin'in -pek çokları tarafından ayrıntıları hemen hiç bilinmeyen- fırtınalı hayatını gözler önüne serdiği “Chaplin” (1992) bunlardan yalnızca bir kaçı… O yüzden de Üstad'ın, her bir çalışmasının bir diğeriyle arasında uzun yıllar bulunan seyreltik filmografisi, onu hem Britanya, hem de dünya sinemasının seçkin sanatçıları arasına katmaya yetti de arttı bile…

Bizlere göre nisbeten daha genç kuşaktan sinemaseverlere Attenborough'yu -en azından aktör olarak- kolayca hatırlatabilecek bir örnek düşündüğümde ise aklıma hemencecik Steven Spielberg'in 1993 ve 1997'de gişe şampiyonu olmuş iki “Jurassic Park” serüveni geliyor. Sanatçı, her iki filmde de gözlerden ırak bir adanın üzerinde yaptığı tehlikeli genetik araştırmalar sonucunda dinozorlarla dolu bir eğlence parkı oluşturan, sonrasında ise bunun yol açtığı felaketlerle boğuşmak zorunda kalan hırslı girişimci John Hammond'u canlandırıyordu.

Bugüne kadar kazandığı sayısız ödül ve aldığı irili ufaklı bir çok unvanın yanı sıra, sinema sanatına yaptığı çok yönlü katkılar nedeniyle İngiltere kraliçesi tarafından “sir” unvanıyla da taçlandırılan Attenborough'nun tamı tamına 84 yaşında çektiği son çalışması “Kayıp Yüzük”, kendisinin artık “alamet-i farika”sı olarak kabul edilen sağlam bir sinema anlayışının yeni ve iyice olgunlaşmış bir örneğini oluşturmakta...

Öyküsünün belkemiği konumundaki bir dizi yaşlı karakteri Amerikalı Shirley MacLaine, Kanadalı Christopher Plummer, İrlandalı Brenda Fricker ve İngiliz Pete Postlethwaite'den oluşan, kıdemli bir uluslararası oyuncu grubuna teslim eden yönetmen, Mischa Barton, Neve Campbell ve Stephen Amel gibi genç kuşağın çok sevdiği popüler yüzlerle de filminin bütün bütün naftalin kokmasını engelleyip gayet dengeli bir vitrin kurmuş. Yapıtta, özellikle iki büyük sanatçı, MacLaine ve Plummer'ın parmak ısırtan birer performans sergilediklerini özellikle belirtmek gerek…

'BİÇİM' KADAR 'ÖZ'Ü DE ÖNEMSEYEN BİR SİNEMA

Tıpkı ırkdaşı olan büyük İngiliz sinemacı Lavid Lean ve onun klasikleşmiş çalışmalarında (“Kwai Köprüsü”, “İrlandalı Kız”, “Hindistan'a Bir Geçit”) olduğu gibi, bir Attenborough filmi de her şeyden önce içerdiği yüksek sinematografik kalite ile kendisini ayırt edici kılar. Üstad, çoğu meslektaşının artık öteki dünyaya göçtüğü ya da evinde emekliliğin tadını çıkardığı bir çağda çektiği bu romantik öyküde de hayranlarının kendisinde görmeye alışık olduğu birinci sınıf oyuncu yönetimi, şiir gibi sinematografi, olağanüstü bir görüntü-müzik uyumu ve günümüz sinemasına artık iyice egemen olan video klip estetiği cambazlıklarından tamamen uzakta, klasik sinema dilinin anlatım kurallarını bire bir takip eden sakin ve huzurlu bir kurgu sunuyor bizlere. Perdedeki öyküde geçirdiğimiz 118 dakikanın sonunda, bugüne kadar yediğimiz bir sürü kötü kalite, içi boya ve pralinle doldurulmuş “çikolatamsı”dan sonra, damağımızın şöyle ilk kez gerçek İsviçre çikolatasıyla kaplandığı duygusu içinde ayrılıyoruz salondan…

Günümüz sinemasının “Neyi anlattığın değil, nasıl ve hangi tempoda anlattığın önemlidir” şeklindeki o çarpık mantığına kariyerinin hiç bir basamağında yüz vermeyen bu değerli sanatçı, Hollywood'un “hız”ı öteden beri kutsamış, fakat içi her daim kof kalmış anlatım tekniğini bir yüzyıldan beri çatır çatır ezmekte olan Britanya sinema geleneği içinde, bizlere her sekansı hakkını vere vere gösteriyor, her karakterin arka planını izleyici nazarında iyice dolduruyor. Müzik ise anlatımın zaaflarını örtbas etmek için bir araç değil, bilakis, güçlü ve kendinden emin bir sinemanın oluşturduğu bu mükemmel ziyafet sofrasının orta yerine kondurulmuş bir demet süs çiçeği gibi âdeta…

“Kayıp Yüzük”, bir kaç istisna haricinde, son yılların sinemasal kalite açısından en döküntü örnekleriyle gelip geçen bir yaz sezonunun ardından, gerçek sinemaseverlerin gözlerine ve gönüllerine tam anlamıyla ziyafet vaad eden, estetik çıtası son derece yüksek bir yapıt. Dediğim gibi, salondan damaklarında çamurumsu bir tatla değil, “iyi çikolata”nın o kendine özgü aromasını hissederek ayrılmak isteyenler için bu hafta sonunun en doğru seçimi…
 

User21