Çarşamba, 19 Kasım 2008
 
Çin kültüründen gelen parlak bir dönem filmi PDF Yazdır ePosta

Evet, Çinliler geliyor. Olimpiyatlar'daki kimi olayları ne kadar eleştirseniz, ülkedeki baskıcı rejime ne kadar karşı çıksanız ve de bu uygarlığın bizimkinden çok temel farklarına ne denli kafayı taksanız da, gerçek orada: Çin yükseliyor, Çin uygarlığı tüm alanlarda adeta üzerimize geliyor. Ve 21. yüzyılın en etkili ülkelerinden ve kültürlerinden biri Çin olacak. Bizler, yani yıllardır uluslararası festivallerde Çin sinemasının Ang Lee, Chen Kaige, Zhang Yimou gibi ustalarının ilk başyapıtlarını keşfedenler, zaten bunu biliyorduk. Ama bu olay, bundan sonra daha da gelişecek. Bu açılardan, bu yeni örneği özellikle görmekte fayda var. Çünkü karşımızda yalnızca gösterişli, egzotik, estetik, her açıdan parlak bir film yok. Aynı zamanda, daha 14. yüzyılda yazılmış dev bir eserin ilk kez sinemayla tanışması da var.

Çin, Kore ve Hong Kong'un birlikte kotardıkları bir üstün-yapımla... Çin tarihinin kargaşa dolu bir dönemine, Han hanedanının çöküşünden sonra, ülkenin üç rakip kırallık arasında bölündüğü döneme eğiliyor film. Zilong adlı bir halk kahramanı, hizmetlerini, daha erdemli bulduğu Liu'nun emrine veriyor. Hatta bir sahnede, karşısındaki tüm bir orduya karşın, Liu'nun temsil ettiği Shu sülalesinin en küçük bireyi olan bir bebeği sağsalim kurtarmayı başarıyor. Yıllar içinde hep zaferler kazanan ve sonunda ülkenin 'Beş Kaplan Generali'nden biri olan Zilong, artık yaşlandığı dönemde son bir zafer kazanmak istiyor: Yıllardır uğruna savaştığı 'birleşme'ye yol açabilecek son bir savaş. Ama bu, onun için belki yolun sonu olacaktır. Bu savaş ve kahramanlık destanı, öncelikle biçim açısından şaşırtıcı. Hong Konglu yönetmen Daniel Lee, özellikle savaş sahneleri için sanki yeni bir estetik kuruyor: Hem çok hızlı bir kurguyla bağlanmış kısacık sahneleri hem de yavaşlatılmış çekimleri iç içe harman ederek, kanlı sahnelere rağmen hiç rahatsız etmeyen bir stilizasyona, sanki bir dövüş balesine ulaşıyor. Ayrıca çok sayıda çarpışma sahnesine rağmen, film garip biçimde, bir savaş filminden çok bir dönem filmi gibi duruyor. Film bizlere her yönüyle birbirlerinden farklı bireyler sunuyor. Yemek yemelerinden (bir lokomotif hızıyla!) gülmelerine, aşklarından dövüşme biçimlerine, savaş taktiklerinden onur ve kahramanlık kavramlarına dek... Kimi zaman, özellikle bizim için tanıdık sahneler var: 'Kukla' diye sunulan, ama aslında bizim Karagöz'e benzer bir ışık-gölge oyunu sahnesi (Sahi, biz Türkler Karagöz'ü zaten Çinlilerden almış değil miydik?) mesela. Bu kültür karmaşası ve küreselleşme çağının öbür ucunda, tam zıddı olarak, binbir ulusal kültürün ayağa kalkma ve şahlanma dönemini yaşamıyor muyuz? Belki artık Amerikan kültürünün hegemonyası sona ermek üzere. Ve bu tür farklı Çin veya başka kültürlerin filmlerini de, bundan böyle sevip benimsemeyi öğreneceğiz.

ÜÇ HANEDAN EJDERİN DİRİLİŞİ * * * *
(Saam Gwok Dzi Gin Lung Se Gap) Yönetmen: Daniel Lee Senaryo: D. Lee, Ho Leung Lau Görüntü: Tony Cheung Tung Leung Müzik: Henry Lai Oyuncular: Andy Lau, Maggie Q, Sammo Hung Kam-Bo, Vanness Wu, Andy On, Lung Ti/ Çin-Güney Kore-Hong Kong ortak yapımı.
Haberin fotoğrafları

**********************************

 

Evdeki aynalara bakarken dikkat edin!

Bir yeniden çevrim olup çok da iyi bulmadığım Tepenin Gözleri'yle tanıdığımız Fransız yönetmeni Alexandre Aja, yine bir yeniden çevrime el atmış. Bu kez, görmediğimiz bir Kore filmi söz konusu. Aslında filmin nesne fetişizmini (bu kez aynalar var!) fark edince, bu olasılık aklımdan geçmedi değil. Şimdi sinema dergilerine göz atarken görüyorum ki, gerçekten de bu Uzakdoğu kökenli bir hikâyeymiş. Film temelde bir hayalet öyküsü. New Yorklu polis Ben, içki düşkünlüğü yüzünden işinden atılmış ve ailesiyle de bozuşmuştur. Yeniden mesleğe döneceği günleri beklerken, geçici olarak, beş yıl önce yanmış ve terk edilmiş kocaman bir binada, eski bir alışveriş merkezinde gece bekçiliği yapmaya başlar. Bu ıssız ve ürkünç yapı içinde özellikle dev aynalar dikkat çekmekte ve her şeyin pisliğine karşın, bunlar tertemiz gözükmektedir. Daha önceki bekçinin gizemli biçimde kaybolduğu bina, giderek Ben'i etkisi altına almaya başlar. Aynalar, içinde sakladıkları hayaletlerle birlikte sanki onu bir amaca yöneltmektedir. Ama Ben bunu nasıl keşfedecektir? Aja, hemen söylemeli, türün iyi bir uygulayıcısı. O kocaman yanık binayı New York'un göbeğine, bir büyük cadde üzerine yerleştirmesi kadar, içinde yarattığı dünya da son derece etkileyici. Sanatçı korku ve tedirginliği somutlaştırmayı, görselliğe yedirmeyi iyi biliyor. Bu açıdan belki tek sorun, sık sık karşımıza çıkan aşırı kanlı sahneler. Kendi adıma bakmamayı tercih ettiğim... Ama asıl sorun daha derinlerde yatıyor. Aja şöyle demiş: "Yeniden çevrim senaryosunu ilk okuduğumda, ne hikâye, ne de karakterler çekici geldi bana... Ancak bir-iki ayna sahnesi gerçekten etkiledi." Ayna sahneleri beni de etkiledi. Ama hikaye/senaryo aksayınca, tüm bunlar boşuna çaba değil mi? Hele ikinci yarıda ana hikâyenin nerdeyse bir yana itilip çok aşınmış 'kutsal aile tehlikede' temasına sığınılması, bağışlanır gibi değil. Film, bence bu tür filmlerin kimi zaman taşıdığı temel bir kusuru taşıyor. İki saate yakın bir seyir sonunda, sizi yeterince aydınlatmıyor, bir tatmin duygusu veremeden bitiyor. Onca zaman ayırdığınıza neredeyse pişman oluyorsunuz. Görsellik iyi bir şey, eşya fetişizmi kabul edilebilir, biraz tedirginlikse sağlığa iyi bile gelebilir... Ama böyle filmler birazcık mantığa (elbette Aristo mantığını değil, fantastiğin kendine özgü mantığını kastediyorum!) yaslanan bir finalle bitmedikçe, başarılı olamıyor. Aja da bu yüzden korku türünün zanaatkârlığından sanatçılığına terfi edemiyor. Bu film belki seyirci açısından şu sonucu getirecek: Evinizdeki aynalara bakarken, artık bir tedirginlik duyacaksınız. Nasıl yıllar önce Hitchcock'un Sapık filminden sonra birçok kişi duş alırken ürktüyse, bu film de aynalar için belki aynı sonucu verecek. Filmin yıldızı Kiefer Sutherland'ın bir yerde 'evinde hiç ayna bulundurmadığını' söylemesi buna ilk örneklerden biri olmasın?

AYNALAR * *
(Mirrors) Yönetmen: Alexandre Aja Senaryo: A. Aja, Gregory Levasseur Görüntü: Maxime Alexandre Müzik: Javier Navarrete Oyuncular: Kiefer Sutherland, Paula Patton, Cameron Boyce, Erica Gluck, Amy Smart, Mary Beth Peil/ Amerikan filmi.

**********************************

Haftanın yıldız tablosu

KIYAMET * * * *
ZOHAN'A BULAŞMA * * *
ANNEMİN YENİ SEVGİLİSİ * * *
STAR WARS: KLONLARIN SAVAŞI * * *
UYURGEZER * * *
RESİMDEKİ HAYALET * * *
BONNEVİLLE * *

 

User21