|
| Night Shyamalan filmlerinin başına hep aynı şey gelir; malzeme iyi, ama olmamış duygusu belirir insanların içinde. Yumurta, şeker, un, süt, kakao; bütün haşmeti, tazeliği ve iştah açıcılığıyla mutfak tezgâhı üzerinde yan yana, kaynaşmaya hazır bir biçimde durmaktadır, ama bir pastaya dönüşmezler, sanki böyle bir niyetleri de hiç olmamıştır. Hatta amaç, pastayı andırmak ama pastaya dönüşmemektir. Shyamalan'ın mantığına uygun düşen bir yaklaşım aslında bu. İnsan, ancak çabalar, bir gerçekliği anlamaya çalışır, ama hiçbir zaman tümüyle anlayamaz, sadece kurgular ve bu kurgunun eksik bir kurgu olduğunu bilmek durumundadır. Tıpkı şu an gösterimde olan filmi Mistik Olay'daki bilim adamının dediği gibi. İnsan, yaklaştığı ve izlediği olaylar karşısında, bu ister doğa olsun, isterse doğaüstü bir vakıa, kendini aşan şeyler olabileceği fikrini elden bırakmamalıdır. Mistik Olay da, Shyamalan'ın diğer filmleri gibi damakta 'çok enteresan, ama bir şeyler eksik' duygusu bırakıyor. Signs/İşaretler filmi gösterime girdiğinde yapılan eleştirileri hatırlıyorum. Herkes dört bir yandan 'ne tuhaf film' diyordu. Ölümsüz'de de aynısı olmuştu. Hatta en kötü filme verilen Altın Ahududu ile taçlandırılmış 'Sudaki Kız' filminde de. Ama Sudaki Kız dahil, adı geçen filmler her halükarda ciddi etkiler bıraktı, tekrar tekrar izlenebilen filmler oldular. Evrenin, uzayın, hakikatin, elimizle tutamadığımız ama parçası olduğumuz her türden gizin sırrını çözmek için her şeyden çok halis bir niyete ve okullarda öğretilmeyen dinamiklerin mümkünlüğüne inanmamız gerektiğini söylüyordu senarist-yönetmen Shyamalan. Bu mümkünlüğe inandıktan sonra, mısır gevreği paketlerinin üzerinde yazılanlar da, bir beyzbol sopası da bir çizgi roman teksti de iş görürdü. Olabilecek en muazzam şeyi, olabilecek en kıytırık malzemeyle anlama gayretine giren karakterler, birbiri ardına diziliyor, ürkütücü bir gerçekçilik içinde yeniden tasarlanıyorlardı. En hoş, en vurucu replikleri en absürt karakterlere söyletiyordu Shyamalan. 'Kuş ölür, sen uçuşa bak' diyordu. Mizahı elden bırakmadı hiç, mizahla rahatsız etti, mizahı mantığı ve aklıyla büyük strüktürler inşa etmiş ve doğayı arkasında ve önünde gizli hiçbir şey kalmayana dek anladığı izlenimiyle gönenmiş tutarlı insanı deşifre etmek için kullandı. Köy, İşaretler, Sudaki Kız ve son filmi Mistik Olay'da öne çıkardığı 'tehdit' teması ile de önemli şeyler söyledi. Şöyle ki, insan ancak bir tehdit karşısında organize oluyordu. Korku ile sindiriliyorduk, mücadele motivasyonunu ancak korku sayesinde edinebiliyorduk ve ancak korku dolu bir saygıyı kuşanabildiğimizde evrenin mantığını anlamaya yaklaşabiliyorduk. Nitekim, The Happening/Mistik Olay da ikili bir 'tehdit' fenomeninden yola çıkıyor. 1) Havaya karışan ve insan hayatını tehdit eden bir toksin var. 2) Çünkü bu toksini havaya karıştıran 'şey' kendisini tehdit altında hissediyor. Rüzgârın, ağacın, bitkilerin başrolde olduğu bir gerilim filmi. Hayatı güzelleştiren, faydalı olduğundan kimsenin kuşku duymadığı uysal ve fedakâr dokuların bambaşka bir şeye dönüşmesi. Bambaşka haritalara, bambaşka adreslere ve başka kodlarla okuma yapmaya mecbur eden bir şaşırtmaca, bir çaresizlik. İnsanların parklarda yürürken aniden durup, birkaç sn. hareketsiz kaldıktan sonra kalemlerini boğazlarına saplayarak, çim biçme makinesinin önüne yatarak, kendilerini aslanlara yedirerek intihar ettiği sahneler, gökten inşaat işçisi yağdıran kareler, akıldan çıkmayacak bir felaket tablosunun sanatsal izdüşümleri olarak kayda geçiyor. Amerikalıların önce teröristlerden, sonra da hızla hükümetten şüphelenmeleri de önemli bir ayrıntı olarak gelip yerleşiyor filmin politik fonuna. ABD halkının iki büyük korkusu: İlk sırada 'bizi yok etmek isteyen teröristler', ikinci sırada 'bizi yok etmek isteyenleri yok etmek isterken bizi de yok etmeyi pekala göze alabilecek olan bir hükümet'... Fakat Shyamalan bunu daha geniş bir savaş sahnesi olarak kurmaktan yana. Ne de olsa o Amerikalılığı içselleştirmiş bir Hindu yönetmen, belki o yüzden borçlu ve suçlu hanesine sadece ABD'yi değil, insanlığı ama belirgin olarak Batı uygarlığını koyuyor. Yeryüzü öç alıyor. Bu bir savaş, ama galip gelenin mağlup olduğu bir savaş; toprağı bombalayamazsınız sonuçta. Ve duruma alt yazı olabilecek en hoş cümle, elektrikli doğalgazlı, 24 saat sıcak sulu, jakuzili, pahalı, janjanlı ve illaki yeşil alan üzere bir yaşam sürmek isteyenler için dizayn edilmiş model evin reklam panosunda yazan şey: 'Bunu hak ediyorsunuz'... |
User21
- İngilizler yine hasta ama bu kez ruhları....
- Dinle Neyden
- 100 yaşında yeni filmini düşünen adam!
- Türk sineması dünyayı fethedecek
- Konformizmin anayurdu : kasaba
- Annemin Yeni Sevgilisi / My Mom's New Boyfriend
- 9,90 YTL / 99 Francs
- Bağımsız yönetmen gözüyle çizgi-roman hikâyesi
- Savaş filmleri tarihinde kolay aşılamaz bir zirve
- Bana aksiyonun yolları, sana kurşunlar
|
Hellboy’lum, 'Altın' yazmalım |
| Uğur Vardan - Radikal | |
|
Balkan usulü bir parapsikoloji hikâyesi |
| Atilla Dorsay - Sabah | |
|
Hiç korkma özgürsün, ben seni her yerde gözlüyorum! |
| Ali Murat Güven - Yeni Şafak | |
|
Kartalın gözüyle Kubrick’ten Spielberg’e |
| Serdar Akbıyık - Star | |
|
Büyük abla bizi gözlüyor |
| Cüneyt Cebenoyan - Birgün | |



