Perşembe, 24 Temmuz 2008
 
Festival finale yaklaşıyor... PDF Yazdır ePosta

Festival finale yaklaşıyor...

Ne güzel bir festival yaşadık... Sayısız güzel film, sanırım rekor sayıda seyirciye sunuldu. Hemen her seans doluydu: Özellikle Türk filmlerinin artık Emek Sineması'nda yapılan galaları ve hemen tüm belgeseller de dahil olmak üzere... Birçok yönetmen gelip seyirciyle buluştu, paneller ve sinema dersleri yapıldı. Bu akşamki kapanışta da çeşitli ödüller belli olacak. Bu arada, gazetemiz SABAH da iki yıldır festivale nakit para katkısında bulunan tek basın sponsoru. Ve bu yıl, en zengin ve en çok izlenen bölüm olan 'Dünya Festivallerinden' bölümünün sponsoru.



Festivalin zirvesindeki filmler

Barselona (Barcelona)- Benzersiz İspanyol yönetmeni Ventura Pons'un dönüşü. Barselona'da bir dairede buluşan altı kişi aracılığıyla, insanlığın yücelik ve sefaletine esprili bir bakış.

Duman Altı (Smiley Face)
- Gregg Araki'nin keyifli filmi, Los Angeles'lı, uyuşturucu tutkunu ve oyunculuk heveslisi bir kızın bir gününü anlatıyor. Anna Faris'in nefis oyunuyla...

Ulzhan- Kazakistan'ın uçsuz bucaksız çayırlarına gelmiş bu karamsar Fransız neyin peşindedir? Ve güzel Ulzhan bile onu ölümcül tutkusundan vazgeçiremeyecek midir? Volker Schlöndorff'un coğrafyayla trajediyi harmanlayan özel filmi.

Düello (Sukiyaki Western Django)- Japon ustası Takashi Miike, western, onun İtalyan şubesi olan spagetti-western ve Japon dönem filmlerini özel bir potada buluşturuyor ve çılgın bir seyirlik yaratıyor.

Aşk İçin Cihat (A Jihad for Love) - "Müslüman-eşcinsel" bir sinemacıdan İslam ülkelerinde (Hindistan, Pakistan, Türkiye, Mısır, vs.) kişisel cinsel tercihlerini yaşamak için toplumlarına cihad açan eşcinsellerin öyküsü. Önemli ve cesur bir belgesel.

XXY- Çifte cinsiyetli bir yeniyetmenin ailesi, çevresi ve en önemlisi kendisiyle olan çatışması. Cinsellik sorunlarına gözüpek bir bakış atan ilgiye değer bir Arjantin filmi.

Bataklık (Myrin)- İzlanda'nın haşin coğrafyasını bir cinayet araştırmasıyla olağanüstü biçimde bağdaştıran ve yer yer Yedi'yi hatırlatan ürkünç ve unutulmaz bir polisiye. Yönetmeni Baltasar Kormakur'un yeni bir başarısı.

Honeydripper- 1950 yılında rock'n roll denen müzik, izbe bir kasabanın sefil bir barında nasıl doğdu? John Sayles'in zenci kültürünü odak alan nefis masalı.

Misafir (The Visitor)- Hiçbir yaşama nedeni kalmamış bir profesör, New York'ta tanıştığı bir Arap ve bir zenci sayesinde nasıl hayata döner? Unutulmaz Hayatın İçinden (The Station Agent) filminin yönetmeninden yeni bir mini başyapıt.

The Darjeeling Limited - Rahibe olmuş analarını bulmak için Hindistan'a giden üç kardeşin maceraları. Tenenbaum Ailesi (The Royal Tenanbaums) yönetmeninden yeni ve minimalist bir güldürü denemesi. Ya çok güler, ya da sıkıntıdan patlarsınız!

Bereketli Topraklar Üzerinde- Erden Kıral'ın 1979 yapımı kayıp filmine kavuşmak için çok bekledik. Ama değdi: Evet, hem en iyi Orhan Kemal uyarlaması, hem de sinemada emek üzerine yapılagelmiş en iyi filmlerden biri.

Gölge- Mehmet Güreli'nin ilk filmi, sinemamızda da kendi türünde bir ilk: Bir Peyami Safa romanından yola çıkarak gizemli ve ölümcül bir kadın portresi çizen ve kendine özgü bir gerilim dünyası yaratan özel bir film.




Mutlu ailenin cehennem yolculuğu

Tam anlamıyla şaşırtıcı bir film. Üzerine kitap yazılmış gerçek bir olaylar dizisinden yola çıkarak, karşımıza eşcinsellik, aile içi cinsel ilişki (ensest), aile içi cinayet gibi sevimli (!) temalar üzerine yaman bir bakış getiriyor. Elbette anladınız: hassas ruhlara göre olmayan, 'vakit geçirme sineması' hiç olmayan, ama hayli ilginç ve de sağlam bir sinema örneği bu... 1946 yılında, zengin Baekeland ailesinde doğan Tony'nin bebekliğiyle başlayıp, 1972 yılına dek uzanıyor film... Bakelite adlı plastik firmasının tek mirasçısı Tony, babası Brooks'la annesi Barbara'nın bitmeyen kavgaları ve çatışmaları eşliğinde büyüyor. Eski manken Barbara, alabildiğine başınabuyruk, seksi, kışkırtıcı ve özgür ruhlu bir kadındır: Zaman zaman son derece bayağı olmasını da bilen... Kocasının başlıca özelliği ise, her anlamda, hep uzaklarda olmasıdır, ya keşif ve macera yolculukları, ya da yanıbaşlarında olsa bile takındığı uzak tavır... İçine kapanık Tony'nin bu gergin ortamda eşcinsel olması kaçınılmaz gibidir!.. Annesi bir yandan onu bundan vazgeçirmeye çalışır, ama öte yandan oğlu ve âşığıyla birlikte aynı yatağa girmekten de çekinmez. Uluslararası jet sosyetenin bağrında gelişen bu öykü, hepsi aşırı karakter özellikleri taşıyan kahramanların sonunda tam bir trajedide buluşmasıyla noktalanacaktır. Uzun yıllar önce, Alfred Hitchcock'un The Rope (Ölüm Kararı) filmine de esin vermiş olan ve eşcinsel bir çiftin sırf heyecan için genç bir adamı öldürmelerini anlatan Swoon filmiyle çıkış yapmış olan eşcinsel yönetmen Tom Kalin, 15 yıl arayla dönüş yaptığı ticari sinemada (arada birçok kısa filmi de var), gerçek bir başarıya imza atıyor. Filmi, hemen her düzeyde çok iyi yürüyor. Öncelikle birçok dönemi kapsayan hikâyesinin dönem tasvirlerinde. Sonra, çok doğru bir oyuncu seçimiyle birlikte çok başarılı oyuncu yönetiminde. Öyle ki, örneğin Julianne Moore olmasa bu film olur muydu diye düşünüyor insan... Aynı şeyler, manevi uzaklık duygusunu çok iyi veren Stephen Dillane veya Tony kimliğini bir eldiven gibi sırtına geçiren genç oyuncu Eddie Redmayne için de söylenebilir. Ama asıl önemli olan, hikâyenin içerdiği şoke edici sahnelerin sinemalaşmasındaki başarı. Kalin, bu sahnelerde kaba bir sömürüyü de, olayların dramatik özünü boşaltma riski içeren bir estetize edici tavrı da önlüyor. Ve tam bir gerçeklik duygusuna ulaşıyor. Aslında hepsi de çok özel ve ayrıksı nitelikler taşıyan kahramanlarla özdeşleşmemiz hiç de kolay değil. Ama Kalin'in bakış açısıyla, onları sevmesek de anlıyoruz, yaşadıklarına ortak oluyoruz. İçine bol cinsellik katılmış bir James Ivory filmi gibi duran bu özgün yapım, sinemaseverlerin ilgisini hak ediyor. Ama çok hassas ve de katı ahlakçı olanlar, belki vazgeçebilirler.

VAHŞİ ZARAFET * * *
(Savage Grace)/ Yönetmen: Tom Kalin/ Senaryo: Howard A. Rodman/ Görüntü: Juan Miguel Azpiroz/ Müzik: Fernando Velazquez/ Oyuncular: Julianne Moore, Stephen Dillane, Eddie Redmayne, Elena Anaya, Simon Andreu, Hugh Dancy/ Amerikan filmi.



Acaba benim annem kim?

Eğer artık Amerikan gözüyle görülmüş, üstelik klasik romantikkomedi kalıplarını izleyen filmlerden bıktığınızı ve bu alanın tükendiğini düşünenlerdenseniz, bu film bu bakışınızı biraz da olsa değiştirebilir. Evet, doğru: Bir dönemde Amerikan sineması hemen tümüyle kadın-erkek ilişkileri üzerine kuruluydu ve bu türde sayısız başyapıt çekildi. Çağdaş sinema ise bu mirası bol bol harcadı ve nerdeyse tüketti. Ama, hayatın temeli demek olan bu ilişkilerin önemi azalır mı ve buna dayalı filmler biter mi? Bu kez, boşanmak üzere olan bir babanın küçük kızına duygusal geçmişini anlatmasını izliyoruz. Kahramanımız, cin gibi kızına geçmişte sevdiği üç kadını anlatıyor. Acaba hangisi annesidir? Bulmak da kıza kalıyor. Son derece keskin diyalogları, cinselliği de işin içine katan modern yaklaşımı ve oyuncularıyla, şurup gibi bir film. Başroldeki TV'den gelme Kanadalı aktör Ryan Reynolds da, Küçük Günışığım'ın Oscar adayı oyuncusu, henüz 10'lu yaşlarının başında olan Abigail Breslin de mükemmel. Üç kadında ise özellikle çok özlediğimiz eşsiz Rachel Weisz başı çekiyor. Düzeyli bir eğlencelik....

KESİNLİKLE, BELKİ * * *
(Definitely, Maybe)/ Yönetim ve senaryo: Adam Brooks/ Görüntü: Florian Ballhaus/ Müzik: Clint Mansell/ Oyuncular: Ryan Reynolds, Rachel Weisz, İsla Fisher, Elizabeth Banks, Abigail Breslin, Kevin Kline/ Amerikan filmi.

 



Doğada aşk hep var!

 


Arkadaşım Tilki yazımda, son yıllarda Fransızların hayvan belgesellerine olan büyük katkısından söz etmiştim. Ve şimdi, bu filmin hemen ardından bir başkası geliyor: Kuşlar - Kanatlı Uygarlık filminin görüntü yönetmenlerinden birinin bu kez hayvanların aşk ve seks oynaşmaları üzerine çektiği belgesel. Charbonnier ve ekibi, beş kıtada ve 16 ülkede, 500 günde 80 saati aşkın çekim yapmışlar. Bunları ayıklayarak ortaya çıkardıkları filmde, hayvanların yaklaşmasını üç ana bölümde toparlıyorlar: aşk arayışları ve karşı cinsi tavlamak için çekici olma çabaları; zorlukla da olsa eninde sonuna gelen birleşme ve doğum sonrasında, anaların yavrularına karşı şefkat ve koruma içgüdüleri. Film, çeşitli kuşlardan denizaltı yaratıklarına, maymunlardan fillere, geyiklerden aslanlara, farklı hayvanların yaklaşmalarını ele alıyor. Bu arada, özellikle boyları büyüdükçe hayvanların flört döneminin de uzadığı ve dişinin her zaman zor teslim olduğu evrensel bir kural olarak beliriyor. Hele zavallı aslanın işi ne zormuş! Dişi aslan, iki anlamda da kuyruk sallıyor, ama kendisini kolay kolay teslim etmiyor. Zaten birleşme, flörte kıyasla yıldırım gibi geçiyor ve kimi türlerde cambazlık, hatta akrobasi gerektiriyor... Doğanın temel kuralını hayata geçirmek, uzun tavlama çabalarından uygulama pratiğine, ne zor, belalı ve meşakkatli bir işmiş meğer! Film, Arkadaşım Tilki gibi bir 'hikâyeye' dayanmıyor, çok az dış sesle, hemen tümüyle görselliğe dayalı biçimde sunuluyor. Yer yer biraz monotonlaşsa da, kimi görkemli, hoş ve esprili bölümler içeren ve hayvanlara bakışımızı nerdeyse kökünden değiştirebilecek bir çalışma.

AŞIKLAR * * *
(Les Animaux Amoureux)/ Yönetmen: Laurent Charbonnier/ Görüntü: L. Charbonnier, Jean-Philippe Macchioni, Guy Sauvage, Thierry Thomas/ Müzik: Philip Glass/ Fransız filmi.

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
Yorum yaz
Adýnýz:
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Baţlýk:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.23 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
 
Uğur Vardan - Radikal
Uğur Vardan - Radikal
Atilla Dorsay - Sabah
Atilla Dorsay - Sabah
Nihal B. Karaca - Zaman
Nihal B. Karaca - Zaman
Ali Murat Güven - Yeni Şafak
Ali Murat Güven - Yeni Şafak
Arzu Dedeoğlu - Milliyet
Arzu Dedeoğlu - Milliyet
Cüneyt Cebenoyan - Birgün
Cüneyt Cebenoyan - Birgün
Uğur Kutay - Birgün
Uğur Kutay - Birgün