|
| Gerçek bir hikâyeden uyarlanan 'Vahşi Zarafet', zengin bir ailenin yaşadığı trajediyi anlatıyor. Tom Kalin'in yönetmenliğini yaptığı film cinsel açıdan da sınır tanımaz tavrıyla dikkat çekiyor Not: Bu yazı filmdeki gelişmeleri ele vermekte, ayrıca katilin uşak olmadığını da açıklamaktadır. Bilginize... Malum, zenginlik başa bela. 'Vahşi Zarafet' bunu hatırlatıyor. Ve de tabii ki başka şeyleri. Mirasyedilik bir meslek elbet. Tarihin akışı içinde bütün imparatorlar ve de padişahlar, aslında birer mirasyediydi. Koca koca ülkeler, koca koca iktidarlar onlara doğuştan armağan edildi. Modern zamanlarda ise 'baba parası'nın tanımı 'demokrasinin gereği', tebalara da geçti. Artık sadece hanedan soyundan olanlar değil, 'diğerleri' de mirasyedi olabilirdi. Nitekim Tom Kalin'in imzasını taşıyan 'Vahşi Zarafet'in (Savage Grace) karakterlerinden biri olan Brooks Baekeland, tipik bir modern zamanlar mirasyedisi. Dedesi, sanayide kullanımıyla çığır açan plastik bakalitleri bulan adam. Babası da dedesinin kazandıklarını har vurup harman savuran... Brooks ise, yazı çizi işiyle ilgileniyor, bohem bir hayat sürüyor ve de entelektüel çevrelerden besleniyor. Bu arada da oyuncu olmak için çabalayan Barbara'yla evleniyor. Film, onların hikâyesine 1946 itibarıyla dahil oluyor. Barbara'yı, nezih bir topluluğun katıldığı bir yemekte, giderek agresifleşirken görüyoruz. Başına buyruk bu kadın, alt sınıftan üzerine sinen izleri silmek için hemen her konuda çabalıyor. Bu arada oğlu Tony'yi de büyütmekle uğraşıyor. Hikâye çeşitli zaman atlamaları ve çoğu Avrupa'daki mekânlarla yoluna devam ediyor (ki uğranılan duraklar Paris, Mallorca ve Londra gibi yerler). Tony büyüyor; büyürken de ilgi alanları genişliyor. Babasının küçük bir çocukken evde Fransız arkadaşıyla birlikte kalmasından beri tepkisine maruz kalan genç adam, hem erkeklerle hem de kızlarla ilişkiye giriyor. Üstüne üstlük bir türlü 'ruhen' ulaşamadığı babasına, kız arkadaşını kaptırıyor. Ama sonradan anlıyoruz ki, bu konuda bir derdi yok; o daha çok annesinin babasını kaybetmesiyle ilgileniyor. 'Oğlum çiçek açtı' Gerçek bir hayat hikâyesinden sinemaya uyarlanan bu filmin referansı Natalie Robins ve Steven M. L. Aronson'un ortaklaşa kaleme aldıkları aynı adlı kitap. Howard A. Rodman kitabı senaryolaştırmış, Tom Kalin de peliküle dökmüş. 1972'de Londra'da, zengin Baekeland'ların görkemli villasında Barbara Baekeland ölü bulunmuştu. Katil olarak da oğlu Tony, hapsi boyladı. Gerek kahramanlarının sınıfsal özellikleri, gerekse cinayetin ilgi çekici yanı, zamanın medyasını bir hayli meşgul et(miş)ti. Kalin, 1992 tarihli ilk filmi 'Swoon'da olduğu gibi gerçek bir hikâyeye sahip bir ikinci film için yaklaşık 15 yıl sonra tekrar kamera gerisine dönüyor (arada daha çok kısa filmler çekmiş). 'Vahşi Zarafet' ilginç bir yapım. İlginçliği de karakterlerinin zengin cinsel yaşamından ve bu yaşamın bütün açıklığıyla perdeye yansımasından kaynaklanıyor. Evet, ortada bir trajedi var ama filmi ayakta tutan ve heyecan verici kılan bu trajediye tanıklık etmek değil. Aksine, final koşusu öncesi diğer nirengi noktalarındaki hikâyeler daha önemli. Öyle ki Bernardo Bertolucci 'La Luna'da (Ay) ensesti anlatmaya soyunurken başta ülkesi İtalya olmak üzere birçok yerde tepki görmüş, filmin gösterimi engellenmeye çalışılmıştı. Lakin 1979 tarihli bu filmin üzerinden geçen 29 yıl sonra anlıyoruz ki, artık ensest böylesi bir tepkiyle karşılaşmıyor. Üstüne üstlük 'Vahşi Zarafet'te heteroseksüel, homoseksüel ve de biseksüel ilişkiler ağında ensest, uğranılan sıradan bir liman. Zenginin filmi, züğürdü... Kalin'in filmi sadece karakterleri ve sınırsız cinselliğiyle değil, akıcı anlatımıyla da zevkle izleniyor. Hikâyede, yer yer mantığı zorlayan ve en son seyirci olarak bizim haberdar olduğumuz şeyler oluyor çok iyi ama biliyoruz ki, yine de bir filmi sevmek, bu tür şeyleri de hoşgörmek anlamına geliyor. Kariyeri boyunca Robert Altman, Coen kardeşler, Paul Thomas Anderson, Robert Altman, Todd Haynes gibi isimlerle çalışan, yeri geldiğinde Dr. Hannibal Lecter'la ('Hannibal'), yeri geldiğinde de dinozorlarla ('The Lost World: Jurassic Park') savaşan Julianne Moore, hastalıklı Barbara Baekeland'a hayat verirken çok başarılı. Keza Tony'de de Eddie Redmayne, androjenik bir görüntü verme konusunda başarılı. Bir mirasyedi olmasına karşın (gerçi bu bir suç değil ama) öykünün en mantıklı karakteri olarak dikkat çeken Brooks Baekeland'da ise Stephen Dillane, öyküye sanki gerekli olan huzuru yayıyor. İngiliz oyuncu en son 'Gol' serisinde, öykünün yetenekli Meksikalısı Santiogo Munez'i ABD'de keşfedip Premier Lig'e kazandıran Newcastle'lı eski futbolcu Glen Foy karakterinde karşımıza gelmişti. Sonuç olarak 'Vahşi Zarafet', festival sonrası ortamın en 'festivallik' filmi. Bakalım seyirci, benzer bir ilgiyi, Kalin'in yapıtına da gösterecek mi?.. |
User21
- Bana aksiyonun yolları, sana kurşunlar
- Borat'la Recep İvedik arasında
- 100 yaşında yeni filmini düşünen adam!
- 'Üç Maymun' 16 Mayıs'ta Cannes'da izleyici ile buluşacak
- İstanbul Film Festivali (2)
- Saadet Işıl Aksoy'un gönlü yurt dışında
- Sinepark ödülleri sahiplerini buldu
- Savaş filmleri tarihinde kolay aşılamaz bir zirve
- 'Erkek kral'ın erkek oğlu olmayınca...
- Palyaço ve nöbetçi
|
Bitmez tükenmez Çin tarihi |
| Uğur Vardan - Radikal | |
|
Çin kültüründen gelen parlak bir dönem filmi |
| Atilla Dorsay - Sabah | |
|
Palyaço ve nöbetçi |
| Nihal B. Karaca - Zaman | |
|
Tamam, Zohan'a bulaşmayalım; ama o da bize bulaşmasın! |
| Ali Murat Güven - Yeni Şafak | |
|
Mumya geri döndü! |
| Arzu Dedeoğlu - Milliyet | |
|
Borat'la Recep İvedik arasında |
| Cüneyt Cebenoyan - Birgün | |
|
'Yeni Rusya'nın sineması |
| Uğur Kutay - Birgün | |



