'Üç Maymun'la ilgili tepkiler genelde olumlu. Festivali izleyen eleştirmenler, hayran kaldıkları mizansen ustalığından övgüyle söz ediyorlar. Cannes’da üçüncü kez yarışan Ceylan’ın, dünya sineması ustaları içinde yer aldığından artık kimsenin kuşkusu yok. Yine de, Fransız basını bu yıl daha az heyecanlı gözüküyor. Karşı tavır alanlar bile var. Liberation’un filmi beğenmeyen eleştirmeni Didier Péron, sert ve kısa bir yazıyla ’Üç Maymun’u kötülerken, Le Monde’da Thomas Sotinel imzalı yazıda,”Tür sinemasının kurallarını tersine çeviren Ceylan’ın (...) son sahnedeki o güzel buluş dışında heyecan verici bir film gerçekleştirdiği söylenemez. Sıkıntı yaratma riskiyle sürekli oynayan yönetmen, kendine özgü mizansen yeteneği sayesinde, sıkıntıyı belirli bir mesafede tutmayı başarıyor (...) Bu deneme, Ceylan sinemasının özgürlüğünü kısıtlayan bir kararlılıkla gerçekleştirilmiş. Yönetmenin ileri adım atabilmesi için, herhalde bu noktada bir fedakârlık yapması gerekirdi.” görüşüne yer verilmiş. Le Parisien gazetesi örneğinde olduğu gibi, “Nuri Bilge Ceylan Cannes sınıfının model öğrencisi” diye yazarak filmi bir iki satırla geçiştiren popüler gazeteler bile var. Sanat sinemasını küçümseyen haksız bir tepki tabii bu ama, ciddi basında bile, her yıl yeni bir ad, çarpıcı bir biçem, alışılmadık bir ses bekleme eğilimi yok mu? Kalıcı gerçek değerleri araştırma zahmetine girmeden ’sanat tüketimi’ni körükleyen bir anlayış giderek yaygınlaşmıyor mu ?... Cannes Festivali’nin sanat çizgisi bir noktada bu eğilime karşı da direnmekte...
En iyi film Woody’den
Yine bir aile dramını konu alan Fransız yönetmen Arnaud Desplechin’in filmi ‘Bir Noel Masalı’, biçimi ve içeriğiyle ‘Üç Maymun’la taban tabana zıt bir çalışma. Alabildiğine geveze ve hareketli bir film. Catherine Deneuve, Chiara Mastroianni, Mathieu Amalric gibi bir dizi yetenekli oyuncunun canlandırdığı çok karakterli senaryo, hızla devinen bir kamerayla çekilmiş. İzleyicisine nefes aldırmayan, zihnini bulandıran, yer yer de sessizliği aratan, yavaşlığı özleten bir film... Ceylan ile Desplechin çok farklı dünyaların, hattâ zıt felsefelerin insanları. Buluştukları, belki de tek, ama en önemli nokta, yaratıcı sinema sanatı...
Daha ilk günlerde ödül listesini zorlayacak güçlü filmlerle karşılaşan jüri, herhalde bu zor işin içinden nasıl çıkacağını düşünmektedir... Yasaklara karşı tavır almayı sevdiklerine göre, şöyle bir yol önerebiliz: “Farklı türlerde o kadar çok başarılı film izledik ki, hepsini birden ödüllendiriyoruz. Ayrıca, Altın Palmiye’yi festivale yarışma dışı katılan Woody Allen’a veriyoruz!”.
Evet, güzel bir film senaryosu olabilir bu fantezi öneri... Ancak, şurası gerçek ki, hafta sonunun sinema olayı, Woody Allen’in ‘Vicky Cristina Barcelona’sı oldu. Son yıllarda yaptığı, psikolojik ve politik boyutlarla beslenen başarılı polisiye türü filmlerden sonra, eski aşklarına dönüyor Woody Allen; yani kadın/erkek ilişkilerini didik ettiği, alabildiğine iğneleyici, içtenci güldürü türüne... Woody usta, Barcelona’ya tatile giden Amerikalı iki genç kızın gönül ilişkilerini, farklı kişiliklerinin ve kültürlerinin süzgecinden geçirirken, Avrupa-Amerika kültürel şokunu da, taptaze, son derece hafif ama o oranda da anlamlı bir biçimde gözler önüne seriyor.
Jüri, En iyi Kadın Oyuncu ödülünü de, Vicky ve Christina’yı son derece inandırıcı bir yorumla canlandıran Rebecca Hall ile Scarlett Johansson ve olağanüstü bir yorumla onlara eşlik eden Penelope Cruz arasında paylaştırmalı! Erkek oyuncu ödulüyse, bu üç güzelin paylaşamadığı İspanyol ressam Javier Bardem’in olmalı!