Pazartesi, 08 Eylül 2008
 
Donduran cazibe öldüren çeviri PDF Yazdır ePosta
Nihal B. Karaca - Zaman tarafından yazıldı   
Pazar, 15 Haziran 2008 12:20
Donduran cazibe öldüren çeviri

Edward Norton'lu bir sihir-bilim-aşk filmi olan 'Sihirbaz/The Illusionist' 2006 yılında bizde de gösterime girmiş ve pek sevilmemişti. Ön planda bir aşk hikâyesi olsa da, bilimsel gelişmelere sahne lansmanlığı yapan sihirbazlığın 19. yy'da yüklendiği misyona da ışık tutuyordu film.

Tıpkı Sihirbaz'dan bir süre sonra gösterime giren 'Prestij/The Prestige'de olduğu gibi. Christopher Nolan imzalı büyük ve aynı şekilde ilgi görmemiş olan 'Prestij' de, dönemin ruhunu soğurmuş olan bu mesleği, oldukça iyi anlamış ve anlatmıştı: Doğa üstüne/ötesine, metafiziğe, daha da açalım, dinin varlık tasavvuruna ilişkin inanç bilimsel gelişmelerle bir hayli örselenmiştir; fakat 'bütün bunlar yalan, evren hâlâ bir gizemdir' çığlığı atan vicdanlar, asırlardır inandıkları şeyi teyid etmek için sihir ve büyü içeren gösterilere gitmektedir. Sihirbazlar ne yapar peki? Kimi kendi icatları olan, kimini bilim adamlarından aşırdıkları tekniklerle halka bazı illüzyonlar sunarlar; halkın dine ilişkin beklentilerini bilimsel ve henüz bulunduğu bilinmeyen buluşlarla tatmin ederler. Bilimi dine alet ederler, seyirci dünyanın düz ve basit olmadığını 'kanıtlayacak' bir imkânın, bir ihtimalin peşindedir. Sihirbaz onlara bu imkânı verir. Bunları, dilimize 'Öldüren Cazibe' gibi korkunç bir isimle çevrilmiş olan 'Death Defying Acts' adlı film yüzünden hatırladım. 'Benim sihirbazlarım' nev'inden bir flash-back... Marie McGravie adlı yarı şarlatan yarı medyum bir kadının Harry Houdini adlı performans sanatçısının meydan okumasına cevap verip psişik deneyine katılmasını ve fakat ona âşık olmasını anlatan Öldüren Cazibe, yine bir dönem filmi olmasına rağmen, psişik güçlerle dans eden gösteri sanatı alısına, yukarıda bahsettiğim türden güçlü bir tema üzerinden yaklaşmayı seçmiyor; bir ara etrafında dolaştığı hissi veriyor, o kadar. Yönetmen Gillian Armstrong, biri başarılı diğeri yoksul iki gösteri sanatçısı arasındaki tutuk aşk hikâyesi ile, Oidipus ve Elektra kompleksleri göndermeleri ile yetiniyor ve insan ister istemez, nerede Prestij, nerede Sihirbaz nerede bu, diyor.

İnsan bedeninin sınırlarına fiziksel efor sarf ederek mesafe kazandıran Harry Houdini, yaptıklarının halk tarafından 'büyü ya da sihir'le ilintilendirilmesinden rahatsız değil, bir yarı tanrı olarak tanınmaktan da. Ancak kendisini 'bilim adamı' gibi görüyor ve medyumluğun çok adice bir sömürü olduğunu kanıtlama deneyine soyunuyor. Ölen annesinin, sadece Houdini'nin bildiği son sözleri tekrarlayan medyum, 10 bin doları hak edecek! Bu arada bulmayı umduğu bir şey var. Sahi, annesi ne dedi son anlarında? Çok sevilen biri için duyulan suçluluk duygusunun insana yaptıramayacağı şey yok galiba. Âşık olmak dahil. Ve asıl sihir burada. Ancak sihir dediysek, bağlam gereği. Perdeden bize yansıyan hiç öyle değil. Guy Pearce ile Catherine Zeta Jones'un inandırıcı iki âşık olabildiğini söyleyemiyoruz. Sanırım evlilikten. Malum, C.Z. Jones, Michael Douglas'ın kendisini boşaması durumunda evli kalınan her yıl için 2 milyon sterlin alacak. Bir erken boşanma halinde alacağı para daha az olacak; eh, bu kadar hesabı kitabı olan bir kadın oyuncuya aşk filmi çektirmek yersiz; bu iki arkadaş birbirinden neredeyse ürküyor gibi.

Ciddi bir soruna, filmin Türkçe ismi meselesine geri dönüyorum ve söyleyeceklerim sakıncalı olabilir. Filmin adına bakıp da (Öldüren Cazibe!) 'filmin cazibelisi Catherine Zeta Jones olduğuna göre, bu cazibenin öldürdüğü biri olacak, demek ki filmin diğer ana karakteri, esas oğlanı Mr. Houdini ölecek.' sonucunu çıkaramayacak tek bir 'sinemasever' var mıdır bilmiyorum. Türkler, Türk filmleri için hazırladıkları fragmanlarda filmin sonunu belli eden bir kare attırmadan duramıyorlar, iş 'seçilen Türkçe isim filmin sonunu da söylesin' şeklinde bir fanteziye kadar geldi. Evet filmi sürükleyen Marie McGravie olsa da, Harry Houdini rolünde harika bir oyunculuk sergileyen Guy Pierce ölüyor, ama Catherine Zeta Jones yüzünden değil. Fakat yine filmin adı nedeniyle yanılıp, 'adam bu aşkın psişik tarafından zayıf düşmüş olabilir, yok yok bu ölümde kadın parmağı var' diye düşünmeniz, yanlış yollara sapmanız da olası; zira öyle iddialı bir isim "Öldüren Cazibe!" Üstelik gayet yersiz biçimde 80'lerin kült filmi Glenn Close'lu 'Öldüren Cazibe'yi (Fatal Attraction) çağrıştırıyor; fakat emin olun, bu film söz konusu olduğunda gereksiz bir çağrışım bu. Aslına bakarsanız, Öldüren Cazibe, bir bütün olarak izlenmesi gerekli olmayan filmler kategorisine giriyor. Ama cümlenin dolu tarafına bakmak da mümkün. Nedir o? 'Fena da değil'...
 

Our valuable member Nihal B. Karaca - Zaman has been with us since Cumartesi, 12 Nisan 2008.

Show Other Articles Of This Author

User21