Salı, 06 Ocak 2009
 
Çağan’ın renklerinin en güzeli PDF Yazdır ePosta
Çağan Irmak’ın son filmi Issız Adam yönetmenin bütün kişisel duygularını barındırıyor. Melis Birkan ve Cemal Hünal’ın aşkı, şimdiye kadar sinemamızda unutulan, şehirli insanın çıkışsızlıklarını perdeye taşıyor

Çağan Irmak’ın son filmi Issız Adam’ı herkes gibi merakla bekliyordum. Babam ve Oğlum’dan sonra Ulak çok tartışıldı. O filmi hem kendi dimağımda hem de bu sayfalarda yönetmenin en kişisel üretimi olarak adlandırdım. Ulak’ın renkleri beni ilk seyrettiğimden itibaren hep etkiledi. Bu üçüncü filmdeyse acaba karşımıza nasıl çıkacak Çağan Irmak diye düşündüm.

Açıkçası Issız Adam beni çok şaşırttı. Bir yönetmen üst üste ürettiği iki filmde de bu kadar kişisel olabilir mi? Çağan Irmak’ın kendi içinde taşıdığı bu renklilik inanılmaz bir kaynak. Ve bence onu diğer isimlerden ayıran, duygusal dünyasının bu kadar dolu olması... Üstelik bu sefer Türk Sineması’nın bakmamakta ısrar ettiği bir yöne çevirmiş gözlerini Irmak. Şehirli insanın duygusal dünyasını büyük bir cesaretle gözler önüne sermiş. Filmde küçüklükten itibaren bir çıkışsızlık yaşayan ve kendi şehrini terk ettikten sonra İstanbul’da kendini kaybetmeye çalışan genç bir erkek ile sevmeyi bilen, ayaklarının üstünde doğrulan bir kadının aşkını anlatmış.

Filmin başlangıcından itibaren, bir şeye ait olmayı beceremeyen, bilindik sınıflandırmalara hiç uymayan, bunu cinselliğinde de temellendiren veya dışa vuran Cemal Hünal’ın canlandırdığı Alper karakterini izliyoruz.

ŞEHİR İNSANININ ÖYKÜSÜ

Ve filmin odağında bu karakter var. Aslında Melis Birkan’ın oynadığı Ada adlı kız, Alper’in çıkışsızlıklarını ortaya çıkaran bir katelizör öyküde. Burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Alper karakterinin yaşadığı cinsel ve duygusal karanlığı sadece bir deformasyon veya yozlaşma olarak görme hatasına düşmeyin. Bu şehirde doğmuş, o eğilimde büyümüş insanların gizli dünyasıdır bu. Hani sık sık Taksim’in arka sokaklarındaki fahişeleri veya transseksüelleri anlatan filmler çeker ya bizim yönetmenlerimiz, aslında İstanbul bunlardan ibaret değildir ve sanılanın aksine bu İstanbul’un tek rengi değildir. İstanbul’un Bağdat Caddesi’nde, Cihangir’in de, Etiler’in de, Yeşilköy’ün de, Erenköy’ün de birçok Issız Adam’ı vardır. Ve bu Issız Adamlar kendilerini anlatmayan, anlatamayan filmlere gider.

BİRAZCIK UMUT LÜTFEN

Çağan Irmak sayesinde Issız Adam’da İstanbullu birçok insanın kendini bulacağını sanıyorum. Burada filmin karakterler üzerine yaptığı çözümlemeleri doğrulamak değil amacım. Ama başka bir şehirden göçmüşlüğünü değil şehirli insan olmanın olgunluğunu yaşayan ve kendi ruhuna daldıkça özgürleşen, özgürleştikçe çözümsüzlüklerle çevrilen insanların bir vücuda bürünmesini önemsiyorum.

Son sözler olarak filmin finali için de birkaç şey söylemeliyim. Kendi adıma Irmak’ın umutsuzluğunu kabullenmiyorum. Bu umutsuzluğu eleştirmek değil amacım. Sinema için değil, gerçek hayat için yazmak istiyorum bu satırları. Umudumuz ve mutluluğa olan inancımız olmazsa kaybolduğumuzu nasıl anlayacağız ki? Biraz umut bırak bize Çağan.


Filmin Adı: Issız Adam


Yönetmen: Çağan Irmak
Senaryo: Çağan Irmak
Oyuncular: Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu, Aslı Aybars, Goncagül Sunar
Tür: Dram

*************************

Bond’u öldürün, daha iyi

Daniel Craig’in James Bond’u oynayacağını duyduğumda serinin bir şeyler kaybedeceğini hissetmiştim. Ama bu hafta vizyona giren Quantum Of Solace’deki kadar, Bond kimliğinden uzaklaşacağını düşünmemiştim. James Bond serisinin vazgeçilmez özellikleri bu filmde es geçilmiş. Mesela MI6’nın özel silah geliştirme departmanının bu seriye kattığı sihir çok fazladır. Bu filmde ise Bond’un bindiği arabada bile özel bir şey yok. Son dönemlerde Bond özentisi ama Amerikan eğilimli ajanlar cirit atıyor beyazperdede. Ancak şiddet dışında hiç bir özelliği olmayan ajanların karizmatik Bond’dan büyük farkları vardır. Zaten biz bu farklar yüzünden severiz 007’yi. Her şeyden önce o cool, espritüel ve çapkındır. Onun çapkınlığı gerekirse bir kadını tokatlayıp onu terk edecek kadar katı yürekli olmasından kaynaklanır. Zaten bu yönüyle en çok tartışılan ajanlardandır 007 James Bond. Craig’in 2006 yapımı Casino Royale’i James Bond serisinin ilk filmidir. Orijinalinde Bond evlenir ve balayına çıkarken evlendiği kadın öldürülür. Bond da intikamını alır. Craig’in Casino Royale’inde ise aşık olduğu kadın öldürülür. Bu hafta vizyona giren Quantum Solace ise Bond’un aldığı intikamın uzun soluklu hikayesi.

Filmin kısa öyküsüne gelince; Sevdiği kadın Vesper’ın ihanetine uğrayan 007, son görevinde kişisel öç güdüleriyle savaşmaktadır. Gerçeği açığa çıkarmakta kararlı olan Bond ve M’in sorguladığı Mr. White, Vesper’a şantaj yapan organizasyonun, sanıldığından daha karmaşık ve tehlikeli olduğunu belli eder. Adli istihbarat bilgileri Bond’u güzel ama hırçın Camille ile tanıştırır. Camille Bond’u acımasız bir işadamı ve teşkilatta büyük bir güç olan Dominic Greene’e götürür. 007, Greene’in sinsi planını açığa çıkarıp herkesin bir adım önünde olmalıdır.

Filmin Adı: Quantum Of Solace


Yönetmen: Marc Foster
Oyuncular: Daniel Craig, Olga Kurylenko, Mathieu Amalric, Judi Dench
Senaryo: Neal Purvis, Robert Wade
Tür: Macera

*********************************

Güneşin Oğlu gülünce

Onur Ünlü’nün son çalışması Güneşin Oğlu merakla beklenen filmlerden biriydi. Özellikle Polis’ten sonra Çocuk filmiyle başarısız bir deneme yapan Ünlü bütçesi ve kadrosuyla geri dönüş filmi sayılacak Güneşin Oğlu ile karşımıza çıktı. Filmin Türk Sineması için ayrıcalıklı bir yapım olduğunu düşünüyorum. Çünkü sinemamızda fantastik film olarak ne var diye düşündüğümde 1988 yapımı Arkadaşım Şeytan dışında bir film canlanmıyor hafızamda. Bu bağlamda Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi alkışlanması gereken bir üretim.

Filmin kadrosuna gelince. Haluk Bilginer ve Bülent Emin Yarar öyküyü sürüklüyor. Özgü Namal ise doğal sempatikliği ile izleyiciyi tavlamasını biliyor. Onur Ünlü’nün sineması için birçok eleştiri getirilebilir. Ama onun sinemasını beğenmemin asıl sebebi yazdığı diyaloglar. Belki abartılı bir iddia olacak ama Tarantino sinemasında ‘geyik muhabbetler’ ne kadar önemliyse Ünlü’nün sinemasında da yaptığı ‘geyik muhabbetler’ o kadar etkili olacak. Dönemimizde birçok ilk filmin sahne aldığı düşünülürse, bunlardan geriye kalacak isimlerin başında bence Onur Ünlü geliyor. Filmin öyküsü ise şöyle: Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve ‘Güneşin Oğlu’ olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey’in hayatını alt üst eder. Fikri Bey’in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır...


Filmin Adı: Güneşin Oğlu

Yönetmen: Onur Ünlü
Senaryo: Onur Ünlü
Oyuncular: Haluk Bilginer, Özgü Namal, Köksal Engür, Bülent Emin Yarar, Hümeyra
Tür Dram

********************************

Kadir Abi kambur bir cellat olursa

BU hafta vizyona giren Son Cellat içinde taşıdığı tezatlıkla ilgi çeken bir yapım. Filmin yönetmeni Şahin Gök’ün iyi niyetinden hiç kuşkumuz yok. Fakat uzun zaman yapmaya uğraştığı bu filme belki taşıyabileceğinden fazla bir yük yüklemiş. Söylemek istediklerini o kadar sıkıştırmış ki filmin sinema dili propaganda yönü ağar basan bir yapıya doğru yönelmiş. Filmin başrolünde oynayan Kadir İnanır ise kendi filmografisinde bir arayışa girdiğini bu filmle gösteriyor. Daha önce Komiser Şekspir’deki rolüyle de aynı sapmayı gösteren İnanır, izleyicisini şaşırtmayı seviyor. Onu tanıyıp alıştığımız mert, delikanlı adam karakterlerinin üzerinde yükselen efsanevi ismi bu sefer herkes tarafından ezilen, kambur bir celladın hikayesini üstleniyor. Filmin bir diğer başrol oyuncusu Atilla Saral ise başarılı bir performans göstermiş. Son Cellat çok farklı bir üretim olmadığı halde oyunculukların kalitesi açısından seyredilmeye değer bir yapım.


Filmin Adı: Son Cellat

Yönetmen: Şahin Gök
Senaryo: Macit Koper
Oyuncular: Kadir İnanır, Atilla Saral, Halil Kızbaş, Jülide Kural
Tür: Dram
 

User21

 
 

Giriş Formu

Kullanıcı Adı Parola
Parolanızı mı unuttunuz? Kullanıcı adınızı mı unuttunuz? Kayıt ol